Evi Sincan Fatih dolaylarındaydı. Sincan onu yaratmıştı, ne kadar okursa okusun ne kadar düşünürse düşünsün o hep bir Sincanlı olarak kalacaktı. Sincan’ın çamuru tozu bir kere bulaşmıştı paçalarına. Şimdi Güvenpark’tan Kumrular’a dönerken diline bir Sincan türküsü takılmıştı işte.
Sevdiğin güzel gızlar parmakta oynatır seni/ Ye ye hiç bitmiyordu sanki hacıbaba tekkesi/ Dün aslan gibi kükrüyordun şimdi ne oldu sana
Evet, doğru işte parmaklarında oynatmışlardı onu. O parmaklarında oynatanların parmakları kırılsın! Onu Ankara’nın belli başlı bütün caddelerinde meletmişler, geceleri uykusunu kaçırmışlar ve ona kötü şiirler yazdırmışlardı. Gündüz aslan gibi kükrüyordun derste, şimdi mele bakalım gene sokaklarda Fikret. “Gene de sana helal olsun.” diye içinizden geçirirdiniz onu görseydiniz. O hırsız bakış ve o hayalci gülüş gene belirmişti yüzünde. Ulan gene de yaşamak güzeldi işte! Cebinde bir otobüs parası kalmış olsa da…
Bu saatlerde otobüsler de azalırdı artık. Geceler onu hep korkutmuştu. Ara sokakların bilinmedik karanlığı mı, köşe başlarında bekleyen alakasız tipler mi? Belli ki kendi de bilmiyordu korkusunun sebebini.

Kumrular’ın köşesinden dönerken, karanlıklar içinde simsiyah bir gölge, bir yarasa, koluna değer gibi oldu ya da o öyle hissetti. İçindeki bütün yaşama sevinci, umutların verdiği ufak hazlar, kardeşlik türküleri ve ne kadar pembe balon varsa yarasanın kanadına değerek birden patlayıverdi. Al işte, gene tadı kaçmıştı. Gece üzerine yürümüştü sanki ne sırıtıp duruyorsun der gibi.
Dar geldi sana Angara / Şaziye de gaçtı Osman’a / Çek çek dünyanın gahrını da / Vur vur rakı bira şaraba…
Türkünün kulaklarındaki yankılanışı daha bir artırmıştı içindeki korkuyu. Alkol tesirindeki şarkı bir türlü bitmiyordu. Tiz bir ses hâlindeki nakarat kafatasını oyuyordu. Bir an durdu ve soluklandı. Bir sigara tellendirdi. Bir duman hâlinde dağılıyordu şimdi Necatibey Caddesine. İşte hayat gene de güzeldi. Savrulup gittiğin anlarda mı güzeldi bu meret kim bilir. Belki en amaçsız anımızda, kendimizi bile savunmayı bıraktığımızda… O an için özgürlük bir düş olsa da güzeldi işte böylesi yaşamak. Hep o yarasa yüzündendi. Zaten Batman’ı da sevmezdi.
“Para babasından kahraman mı olur arkadaş, ne bir gücün var ne bir şeyin, varsa yoksa bir türlü bitmeyen servetin. Parasızlık mı içimdeki bu öfkenin sebebi? Adamın parası var kahramanlığını da yapacak elbet. Çok mal ayıpsız olmaz derler. Sen o serveti yapıncaya kadar kim bilir ne suçlar işledin, şimdi mazlumun savunucusu olmaya kalkıyorsun. Şunu bil ki mazlum affetmez. Ben de affetmiyorum parasızlığımı.
Anayasal haklarım var benim arkadaş. Kişi dokunulmazlığım, maddî ve manevî varlığım tehdit altında. Karşı cinsle tensel temas yoksunluğu ve maddi varlığın mevcudiyetsizliğinden ötürü manevi varlığımı koruyamıyor dahası bozulmasına engel olamıyorum. (Madde:17). Zorla çalıştırma yasağına bir türlü riayet etmeyen hocalarım hakkında buradan suç duyurusunda bulunmak istiyorum (Madde:18). Kişiliğim, bu çağın dejenerasyon (Fr. Dégénérationa. 1. Yozlaşma. 2. Soysuzlaşma. 3. fiz. ve kim. Bozunum.) sağanağı altında bozulmuş ne hürriyeti ne de güvenliği kalmamıştır (Madde:19). Özel hayatın gizliliği, samimiyetsiz arkadaşlar tarafından çiğnenmiş, gizli sevdalar dile düşmüş, bilinmemesi gerekenler ifşa edilmiştir (Madde:20). Konut dokunulmazlığı nispeten korunmakla birlikte ev sahibinin düzenli tacizleri sonucu o da ne olduğuna uğramış ve kendine çeki düzen verememiştir (Madde:21). Haberleşebilmek için bilumum faturaların düzenli yatırılma zorunluluğu haberleşme hürriyetinde sekmelere yol açmıştır (Madde:22). Gerekli yerlerle zamanında haberleşilemeyince doğru dürüst yerleşilememiş, eve bir çeki düzen verilememiş, gerekli mobilya aksesuar vs. alınamamıştır. Köy özlemi çekilmekle birlikte nakit yetersizliği ve terminallerin bünye üzerinde yarattığı hüzün nedeniyle seyahat hürriyeti de kendi kendini imha etmiştir (Madde: 23). Din üzerinden para kazanmak mahareti vicdan marifetiyle engellenmiş, gereken köşelerden dönülememiştir (Madde 24). Kendi düşüncesiyle bir türlü kanaat etmeyerek, birçok düşünceye yelken açılmış, bu birikim de kısır tartışmalarda heder edilmiştir (Madde 25). Düşünceler bir türlü doğru ifade edilememiş, yayılamamış, sözle, yazıyla, resimle veya başka yollarla anlatılamamış, anlaşılamamıştır (Madde 26). İngilizce eğitim yüzünden serbestçe eğitim alınamamış, yeterince soru sorulamamış, hâliyle konudan soğumak suretiyle araştırma hakkı da elden gitmiştir (Madde 27). Mevcut iktidarın serbest basını yok etmesinden ötürü haber alınamamış, bol bol televizyon izlenerek mevcut uyku hâli devam ettirilmiştir (Madde 28). Hep yanlış anlaşılmış ve bütün düzeltmeler güme gitmiştir. Verilecek cevaplar hep içine atıldığından cevap hakkı doğmadan ölmüştür (Madde 32). Bir kapana yakalanmışçasına içine hapsolan benlik hiçbir derneğe kaydolamamış, sosyal ve siyasi hayatı başlamadan bitmiştir. Ayrıca anne ve babası tarafından gelen telkinlerle hep orta yoldan gidilmiştir (Madde 33). Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde içi içine sığmamasına rağmen örgütsüzlüğü onu hep mücadeleden uzak tutmuştur (Madde 34). Mülkiyeti olmadığı için hakkından da faydalanmamıştır (Madde 35). Hakkını arayamamış, hakkını ispat edememiş ve temel hak ve hürriyetlerini bir türlü koruyamamıştır (Madde 36).”